|
|
“İyilik ve takva üzerine
birbirinizle yardımlaşınız,” “Hayırda birbirinizle yarışınız”
gibi dinimizin teşvik edici hükümlerinin bir tezahürü olarak
vücut bulmuş olan vakıflar, şanlı ecdadımızın hayatında mühim
bir yer tutar.
Vakıflar, fertlerin hayır ve hasenat kazanma
kasdıyla, kendi istek ve arzularıyla şahsî mülkiyetlerinden
çıkarıp bir mânada ebedîleştirdikleri her türlü menkul ve
gayrimenkul değerlerden meydana gelir.
Ecdadımızın asırlar boyu ulvî gayeler için kurup yaşattığı
sayısız vakıflar vardır. Cami, medrese ve mekteplerden,
köprüler, yollar ve çeşmelere kadar, kışın kuşların
beslenmesine; yetim çocukların ve konaklarda çalışan
hizmetçilerin kırdıkları kapkacak yüzünden azarlanıp dövülmemesi
için, onların alınıp yerine konmasına varıncaya kadar hayatın
her safhasında kurulmuş vakıflar, İslâm’ın şefkat, hürmet ve
hayır elinin nerelere kadar uzandığının en güzel tezahürleridir.
Vakıflar, dinî ve hukukî hüviyetleriyle ve bütün çeşitleriyle
cemiyete ahlâk, fazilet, huzur ve saadet kazandırmak gayesini
takip etmişlerdir. Bu gaye sadece insanları değil, hayat sahibi
diğer canlıları da içine almıştır.
Temeli Allah rızasına dayanan vakıflar, İslâm Âleminde, bilhassa
Osmanlılarda büyük gelişmeler göstermiştir. "Allah katında
kendiniz için neler hazırladıysanız onu bulursunuz" meâlindeki
âyet-i kerime, "İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı
olandır" mânasındaki hadis-i şerifler, ecdadımızı yarış
edercesine hayra koşturmuştur.
Vakıfların kurulmasına, yaşatılmasına âmil olan hadis-i
şeriflerden birisi de şu mealdedir:
"Âdemoğlu öldüğü vakit ondan (her) ameli kesilir. Yalnız üç şey
müstesna: Sadaka-i câriye, kendisinden faydalanılan ilim, dua
edecek hayırlı evlât."
Sadaka-i câriye ‘devamlı sevap akıtan, sevabı kesilmeyen
yardımlar’ demektir. Bunlar, umumun menfaatine olan her türlü
cami, medrese, han, hamam, köprü ve sebil gibi imaretlerdir ki,
dünya durdukça bânilerine sevap kazandıracak hayır
müesseseleridir.
Osmanlıların mekân tuttuğu her güzel yurt köşesi, sinesinde
muhteşem tarihî zenginlikleri yaşatan âbidelerle doludur.
Sadaka-i câriyenin en güzel örneğini teşkil eden bu eserler,
mübarek ecdadımızın ruhuna devamlı sevaplar yağdırmaktadır.
Yukarıda zikrettiğimiz hadis-i şerifin devamı "faydalı ilim" ile
"hayırlı evlât yetiştirme" maddeleridir. Bu maddeler hemen hemen
Vakfımızın asıl gayesini teşkil etmektedir.
Bugün her şeyden önce ihtiyaç duyduğumuz şey, faydalı ilimlerle
teçhiz edilmiş, millet ve memleketin hizmetinde hayırlı nesiller
yetiştirebilmektir. Geçirdiğimiz anarşi felâketlerinin bize
nelere mâl olduğu hepimizin malûmudur. Anarşinin cahillerden
ziyade üniversiteli, yani okumuş gençlerden çıkması, bu ibretli
gerçeğin acı bir örneğidir.
İlmin ancak imanla kol kola olması hâlinde faydalı olacağına
inanıyoruz. Gençlik, bir yandan müsbet ilimlerle aklını
aydınlatırken, diğer yandan imanla da kalb ve vicdanını
aydınlatacaktır. Akıl ve kalb beraberliğiyle yetişecek
nesillerin her yönden mükemmel, dengeli bir kalkınmanın itici
gücü olacağına inanıyoruz.
İşte, İstanbul İlim ve Kültür Vakfı olarak, faaliyetlerimizin
ağırlık merkezinin ilim ve kültür olmasının sebebi budur.
Anadolu’nun pâk sinesinden kozmopolit şehirlere gelen
evlâtlarımızı yetiştirebilmek, onlara maddî olduğu kadar manevî
imkânları hazırlamakla mümkündür.
Bu maksatla, gençliğimize tarih şuuru, vatanperverlik duygusu,
yüksek insanî faziletler verecek kültür faaliyeti, toplantı,
seminer, açık oturum gibi çalışmalara önem veriyoruz.
Gençliğimizi yabancı kültür istilâsından kurtarıp kişilikli
yapacak yol bundan başkası değildir.
Vakfımız, kuruluşundan beri birçok hayırlı faaliyet
yapagelmiştir. Bu faaliyetleri daha da ileri götürebilmek için
bir hedef seçmiş bulunuyoruz.
Gelin, bu faaliyetlerimizin yerine getirilmesinde, gençliğimizin
hayırlı nesiller ve evlâtlar olarak yetişmesine elbirliğiyle
hizmet edelim. |
|