Kâinatı konuşturan bir münâcât

01.01.2019


“DUANIZ OLMASA RABBİM size niçin ehemmiyet versin?”

Böyle buyurdu Kur’ân. Ve insanın kıymetini, doğrudan doğ­ruya duasına bağladı.

Öyleyse, duası en güzel olan, Rabbi katında en kıymetli kimse demek olmalı:

Tıpkı Kâinat Seyyahı gibi.

Zira o, günlerden bir gün Kastamonu Kalesinde ellerini açıp da “Yâ İlâhî ve yâ Rabbî!” diye münâcâta başladığı zaman, bütün varlık âle­mini arkasına almış, öyle yakarmıştı Rabbine.

Öyle bir yakarıştı ki o, göklerde ve yerde olan hiçbir şey o münâcât­tan hariç kalmadı. Hepsi onunla beraber konuştu. Yahut o hepsinin adına konuştu. Göklerde ve yerde olanların hal dilleriyle anlatıp dur­duklarını, en güzel bir dile tercüme etti, öyle sundu Âlemlerin Rab­bine.

Âlemlere, hep bir ağızdan “Âmin!” demek düştü.

Kâinat Seyyahının Kastamonu Kalesine çıktığı günlerden birinde, gökler ve yer dile geldi, bir münâcât oldu.

Kâinat Seyyahı o münâcâtın adını “Üçüncü Şua” koydu.

 

Yâ İlâhî ve yâ Rabbî,

Ben imanın gözüyle ve Kur’ân’ın talimiyle ve nuruyla ve Resul-i Ek­rem Aleyhissalâtü Vesselâmın dersiyle ve ism-i Hakîmin gösterme­siyle görüyorum ki, semâvâtta hiçbir deveran ve hareket yoktur ki, böyle intizamıyla Senin mevcudiyetine işaret ve delâlet etmesin.

Ve hiçbir ecram-ı semâviye yoktur ki, sükûtuyla, gürültüsüz vazife görerek direksiz durmalarıyla, Senin rubûbiyetine ve vahdetine şe­hadeti ve işareti olmasın.

Ve hiçbir yıldız yoktur ki, mevzun hilkatiyle, muntazam vaziyetiyle ve nuranî tebessümüyle ve bütün yıldızlara mümâselet ve müşabe­het sikkesiyle Senin haşmet-i ulûhiyetine ve vahdâniyetine işaret ve şehadette bulunmasın.

Ey Vâcibü’l-Vücûd, ey Vâhid-i Ehad,

Bu harika yıldızlar, bu acîp güneşler, aylar, Senin mülkünde, Senin semâvâtında, Senin emrinle ve kuvvetin ve kudretinle ve Senin idare ve tedbirinle teshir ve tanzim ve tavzif edilmişlerdir. Bütün o ecram-ı ulviye, kendilerini yaratan ve döndüren ve idare eden bir tek Halıka tesbih ederler, tekbir ederler, lisan-ı hal ile Sübhânallah, Allahu Ekber derler. Ben dahi onların bütün tesbihatıyla Seni takdis ederim.

Ey Hâlık-ı Rahmân ve ey Rabb-i Rahîm,

Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın talimiyle ve Kur’ân-ı Hakî­minin dersiyle anladım:

Nasıl ki semâ ve feza ve arz ve deniz ve dağ, müştemilât ve mahlûk­larıyla beraber Seni tanıyorlar ve tanıttırıyorlar. Öyle de, zemindeki bütün ağaç ve nebatat, yaprakları ve çiçekleri ve meyveleriyle Seni bedâhet derecesinde tanıttırıyorlar ve tanıyorlar.

 

Kastamonu Yılları kataloğundan alınmıştır.


Youtube