On Beşinci Şuâ nasıl yazıldı?

07.01.2019


On Beşinci Şuâ nasıl yazıldı?

Zalimin zulmü bir şaheser doğurdu.

Risale-i Nur'a hizmet edenler arasında, onun can düşmanları da  vardı. Şu farkla ki, onlar neye hizmet  ettiklerinin farkında değillerdi. Tam tersine, onlar, bütün güçleriyle Risale-i Nur müellifini susturmaya çalışıyorlar, yahut öyle yaptıklarını sanıyorlardı.

Önce, Bediüzzaman’ı yaşlı ve hasta haliyle Afyon’un o görülmedik kışıyla baş başa bırakmak istediler. Bu yetmeyince bir de zehirlediler. Lâkin “Beni öldüremeyecekler” diyordu Bediüzzaman, kendisine saçı sakalı buz tutmuş haliyle gözyaşları içinde sarılan talebesine.

Arkasından, onu, hiç tahammül edemeyeceği bir kalabalık içine atmayı denediler ve her nevi suçlardan sabıkalı kimselerle dolu bir koğuşa naklettiler. Kader ise, şehrin kanalizasyonunu patlatacak şiddetteki bir soğuktan onu bu şekilde korumak istemişti. Hem de o kalabalık içinde Risale-i Nur’un dersine muhtaç kimseler vardı. Bediüzzaman “Bismillâh” deyip başladı. Böylece “Hüccetü’z-Zehrâ” adlı On Beşinci Şuâ doğdu.

On Beşinci Şuânın dersi, kâinatı baştan başa Allah’ın rahmet eserleriyle tebessüm eder bir halde gösteriyordu. O dersi dinleyenler, her şeyde Onun birliğine, kudretine, rahmetine giden bir yol buldular. Cânilerle dolu bir koğuş, meleklerin imrenerek seyrettikleri bir ders salonuna döndü. Ve Afyon Hapishanesi, On Beşinci Şuânın telif edildiği yer olarak tarihe geçti.

Kimbilir, Bediüzzaman’ı susturmaya çalışanlar olmasaydı, belki de bugün bir Hüccetü’z-Zehrâ olmayacaktı...

(Emirdağ Yılları Kataloğu'ndan...)