Fırıncı abi'den Hatıralar (Risale-i Nur 'la İlgili Hatırat)
Risale-i Nur 'la İlgili Hatırat isimli videonun tam metni.
“Kardeşlerim Merak Etmeyin Bu Nurlar Parlayacaklar.”
Bunu Tahir Abi de anlatmıştı:
“Kastamonu’dan Isparta’ya Isparta’dan Denizli’ye…Bütün talebeleri hapishaneye topladılar. Hapishane’ye girerken Üstad bizi kapıaltı denilen yerde yarım ay şeklinde bir araya toplayıp “Kardeşlerim merak etmeyin bu nurlar parlayacaklar.” dedi.” (Hapishaneye girerken diyor, çıkarken değil.) İdam hükümleriyle, çeşitli ithamlarla muhakeme edilecek olmasına rağmen hazreti Üstad’ın Risale-i Nur’daki Kur’ani bürhanlara o kadar itikadı ve imanı var ki “Merak etmeyin kardeşlerim bu nurlar parlayacaklar.” dedi ve öyle de oldu.
Ondan bir müddet sonra biz de Risale-i Nurlar’ı öğrendik. Risale-i Nur kudret-i İlahi tecellisi bakımından ne kadar mukaddes bir hakikatı bize ders verdi Elhamdülillah.
Böyle olduğu halde çeşitli ithamlarla daha evvel Eskişehir, ondan sonra Denizli, ondan sonra Afyon…
Üstad Diyanet eliyle Risale-i Nurlar’ın basılmasını talep ediyor.
Hatta hazreti Üstad Denizli’den sonra Diyanet reisi Ahmed Hamdi Efendi, Üstad’ı tanıdığı ve ona çok hürmet ettiği için Üstad ona Diyanet’te neşretmesi için külliyatı gönderiyor. (Üstadımızın devletten istediği üç şey var: Birisi Diyanet eli ile Risale-i Nurlar’ın neşri, birisi Ayasofya’nın açılması, birisi de Şark üniversitesinin kurulması.) Ahmed Hamdi Efendi Üstad’ın bu neşir isteğini yerine getirecekken Afyon hapsi gündeme geliyor.
1950’de hazreti Üstad bu defa Sungur Abi ile Ahmed Hamdi Efendi’ye haber gönderiyor. Ahmed Hamdi Efendi de “Evvela küçük parçalar halinde neşredelim daha sonra yavaş yavaş hepsini neşrederiz, inşaallah” diyor. Fakat ömrü vefa etmiyor. Ahmed Hamdi Efendi vefat ediyor. Mesele yine akim kalıyor.
Biz 1949’da Risale-i Nurlar’ı bulmuştuk. 1954’e kadar fırıncılıkla devam ettik. Sonra arkadaşların hepsi askere gidince medresede kimse kalmıyor diye ben artık fırını bırakıp medreseye geldim. Ondan evvel de zaten Muhsin Abi bizi hizmete alıştırdı. Allah rahmet etsin o da yakın zamanda Berlin’de vefat etti.
Mehmed Fırıncı Abinin Ceylan Abi ile birlikte yaptığı kitap neşriyatı
1954’ten sonra Isparta’ya gitmiştim. Yirmi Üçüncü Söz’ü neşretmek için vazife aldık. Ama yeni yazıyla, daktiloyla mumlu kâğıda yazacağız, Ceylan Abi gelip ayetlerini yazacak. Biz de teksirle çoğaltacağız. O sırada Denizli Mahkemesi’nde beraat etmiş olmasına rağmen neşir yasağı adeta devam ediyor.
Dört beş kitabı öyle yaptık. Hanımlar Rehberi, Konferans, İman Hakikatleri, Yirmi Üçüncü Söz… bir sene içerisinde teksirle, yeni yazı ile, Üstadın emri Ceylan Abi’nin nezareti ile neşrettik. Bu durum ta 1956, 1957’ye kadar böyle geldi. Afyon Mahkemesi Diyanetin verdiği rapor ile beraat kararı verdi. Hem İstanbul’da hem Ankara’da Risale-i Nurlar’ın neşri başladı. Elhamdulillah.
Risale-i Nurlar’ı Tahsin Tola neşrediyor.
Üstadımız aslında Diyanet’in neşretmesini istedi fakat Diyanet Reisi “Başbakandan muvaffakat almadan olmaz” dediği ve maalesef bir türlü de Başbakanla görüşemediğinden-kısaca geçiyorum- Milletvekili Tahsin Tola -Allah rahmet etsin- “O zaman biz başlayalım” dedi. Ve elhasıl Risale-i Nurlar neşredilmeye başlandı.
Mehmed Emin Birinci Abi’nin tutuklanması
1958’de bir fırtına koptu: Medyada Risale-i Nur aleyhinde haberler çıktı. Ona cevaben bir mektup neşredildi. Neşredenler olarak Mehmed Emin Birinci, Mustafa Türkmenoğlu, hepsine Allah rahmet etsin, mektubun altında imzaları bulunanlar, Üstad’ın hizmetinde olan abiler, hepsi tevkif edildi. Hatta olay şöyle oldu:
Mektubat İstanbul’da ciltleniyordu. Birinci Abi Mektubat’ı İstanbul’a getirdi. Biz de onu Süleymaniye’de arka odada depo etmek için kamyondan indirirken polis geldi. Birinci Abi’yi tutukladı, kitapları da mühürledi. Birinci Abi ile birlikte bizi de emniyete götürdüler. Gece ikiye kadar orada sohbet ettik. Bırakmadılar, kalmamız için ise özel bir oda hazırladılar. Birinci Abi ertesi gün Ankara’ya götürüldü; Mustafa Türkmenoğlu da Pendik’te annesinin yanından alınarak tevkif edildi.
Üstad “Hükumetle ve devletle bizim aramızı açmaya çalışıyorlar” dedi. (10.58-12.24)
Biz de kardeşlerle aramızda “Ne yapalım?” diye konuştuk. Kardeşler beni Emirdağı’na Üstadımız’a bu durumda ne yapacağımızı sormaya gönderdiler. Otobüsten inerken polis ve jandarmaları Zübeyir Abi’yi kelepçelemiş götürürlerken gördüm. Ben bunun üzerine Çalışkan Abilerin dükkanına gittim. Mehmed Çalışkan Amca beni hemen Üstad’ın yanına götürdü. Diğer abileri zaten tevkif etmişler. Hazreti Üstad beni kapıda karşıladı. Ellerini çapraz bağlayarak “Hükumetle ve devletle bizim aramızı açmaya çalışıyorlar. Beni götürmeye gelseler ben de ellerimi uzatacağım, kelepçeyi taksınlar. Merak etmeyin kardeşim, inşallah sonu hayır olacak” dedi.
Bekir Berkle Tahsin Tola Bey’in yardımı ve delaletiyle ile o esnada tanıştık. Neticede dava Mahkemede uzun süren bir safhadan sonra beraat kararı ile sonuçlandı.
Uhuvvet Risalesi ve Risale-i Nur Sönmez adlı kitapların neşredilmesi
Biz “İnşallah daha mahkeme olmaz derken, ta 960 yılına geldik. Darbe oldu. Malum Yassıada mahkemesi devam ederken, biz de madem kardeşlik arzu ediliyor deyip Uhuvvet Risalesi’ni neşretmeye karar verip neşrettik. Bu sefer Üzeyir Şenler ile bizi nezarete aldılar. Yirmi beş gün beton üzerinde yattık. Kitabı Ehl-i Vükuf olarak üç tane profesöre göndermişler. Kitabın suç teşkil etmediği verilen raporda ifade edilince savcılık bizi serbest bıraktı.
Ama durmadık. Çok güzel daktilo kullanan Hakkı Öztürk ve Birinci Abi’nin hazırladığı “Risale-i Nur Sönmez” adındaki kitabı o gece beraber teksire başladık. Kitabı elden ele neşrettik.
Bundan sonra mahkemeler silsilesi devam etti gitti ki aşağı-yukarı sekiz yüz mahkeme ve bunların muhtelif celseleriyle birlikte bin beş yüz mahkeme kuruldu. Bekir Berk, Hüsamettin Akmumcu, Gültekin Sarıgül ve bazı mahalli avukatlar daha bu davalara girmişlerdir.
İstanbul Savcılığını Takipsizlik Kararı
Uzun bir safahattan sonra Sözler Yayınevi kuruldu. Bir fuarda kitaplar neşredildi fakat Sıkıyönetim, Emniyete yasak kitapların fuarda sergilendiğini ihbar edince Emniyet yayınevine geldi. Allah razı olsun, avukatlar Safa Mürsel (Mustafa Tuncel) ve İbrahim Ünlü – Bekir Berk Ağabey Suudi Arabistan’a gitmişti- beraat kararlarını bir dosyada topladılar ve bir takım da Risale-i Nur Külliyatı ile birlikte Sıkıyönetime verdiler. Sıkıyönetim bunları Ankara’ya göndermişler, oradan İstanbul’a basın savcılığına…Basın savcılığı da İstanbul Üniversitesi’ne bu kitaplarda suç olup olmadığını belirlemek için göndermiş. Üniversite “Bu kitapların hiçbirinde suç yoktur” diye bir adaletli bir şekilde bir rapor veriyor. Zannediyorum sadece Gençlik Rehberi hakkında bir şey var. Ama Külliyat hakkında tamamen müsbet bir fikir beyan edilmiş. Savcı -sağsa Allah selamet versin, vefat etmişse Allah rahmet etsin- yedi sayfalık bir takipsizlik kararı yazıyor. Risale-i Nurlar ondan sonra büyük bir serveti kazanmış oldu. Neticede bütün bu mücadelelerden sonra 163. Madde kalktı. Uzatmamak için kısaca kesiyorum.
Bütün bu mücadele ve mücahedeye Risale-i Nur’un tarihçe-i hayatında senelerce devam ettik elhamdulillah. Üstadımız “Merak etmeyin kardeşlerim Risale-i Nurlar yasak olmaz. Risale-i Nurlar parlayacak inşallah” diye söylemişti. Şimdi bütün dünyada okunuyor.
Rusya’da Risalelerin Yasaklanmasına Karşı AİHM’nin Kararı
Yalnız Rusya’da ters bir işle karşılaştık. Bu yüzden biraz sıkıntı oldu. Rusya’da bizi bir mahkemeye verdiler. Mahkemeye Av. Sergeyev diye Hristiyan fakat hak ve hukuk müdafaacısı kahraman bir zat bu mahkemeye savunma avukatı olarak girdi. Bu zat İstanbul’a geldi. İngiltere’den, Amerika’dan, Mısır Ezher Üniversitesi’nden, İstanbul Diyaneti’nden “Bu kitaplar nedir? Muhtevası neyi gösteriyor? Ne anlatıyor?” diye raporlar istedi. İngiltere, Durham Üniversitesinden Dr. Colin Turner ve Amerika’dan, Virginia Teolojisinden Ian Markham tarafından raporlar hazırlandı. Ayrıca Ezher Üniversitesinden ve Türkiye Cumhuriyeti Diyanetinden gelen raporlarla birlikte mahkemeye ibraz etti. Hatta Rusya Asya kısmı Müslümanlar idaresi Müftüsü, meşhur bir zattan- Nafiullah Aşirov’ dan- da rapor gitti. Mahkeme buna rağmen, raporları nazara almadı. Av. Sergeyev de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine gitti. On senedir bu dava devam ediyordu. AİHM, Rusya’daki mahkemenin verdiği kararın yanlış olduğunu, Risale-i Nurlar’ın tamamen ilmi, İslami hakikatler ihtiva eden bir külliyat olduğuna dair bir karar verdi. Rusya kendi yanlışında ısrar etmesine karşı AİHM Risale-i Nur’un lehindeki kararında ısrar etti.
Ve “Risale-i Nurlar yasak olmaz. Merak etmeyin kardeşlerim, bu nurlar parlayacaklar,” diye hükmünü tasdik edercesine bu kitaplar inşallah yakında serbest kalacak.
Buna rağmen hala Tataristan’da birkaç gün evvel polis, maalesef hanımlar cemaatine baskın yapmış. Çok üzücü bir durum. Allah selamet, sabır versin kardeşlerimize. Üstadımız bu musibetlere menfi ibadet der. Onlara da menfi ibadet nasip olmuş demek ki. İnşallah Av. Sergeyev oraya da gider ve meseleyi çözmek nasip olur.
Elhasıl, böyle kısaca bu uzun bir macerayı bu kadar kısa bir zamana sığdırmak nevinden senelerce devam eden bu mücahedeyi özetledim. Şu anda ben doksan bir yaşıma girdim. Aşağı yukarı ömrümün yetmiş küsur senesini bu hizmetle geçirmiş olduk. Allah hakkımızda hayır versin. İnşaallah imanla ahirete gideriz. Hz. Üstad bize de şefaat eder. Üstadımızın bu hizmetin bu mücahedenin, bu nurların parlamasında yaptığı çalışmada bir zerrenin zerresi kadar bir dahlimiz olmuşsa hamdolsun deriz. Çok şükür.
Youtube