Fırıncı abi'den Dersler/Hatıralar (32. Söz / 2. Mevkıf - 4. Gün)

22.04.2020


15:44. dakikadan itibaren hatıratı izleyebilirsiniz.

 

Mehmed Fırıncı ağabeyin Risale-i Nurlar ile tanışması

Benim de Risale-i Nuru bulmama sebep olan Cenab-ı Hakk’ın her yerde hâzır ve nâzır olması, mekândan münezzeh. Her yerde var hem hiçbir yerde yok konusu.

İlmihalin başında bunu okuyunca, dayanamadım gittim caminin müezzinine sordum. O da;

  • Ben seni Risale-i Nur Talebeleri ile tanıştırayım mı dedi.

Enver Galip Ceylan. O zaman Nuru Osmaniye camii müezziniydi sonrada baş imamı oldu. Beni Medrese-i Nuriye’ye gönderdi. Üniversiteli iki talebe Muhsin Alev ve Yusuf Ziya Arun vardı. Allah rahmet eylesin. İkisi ile ve sonradan Ahmet abi ile orada tanıştık.

Ve bu suali gittim onlara da söyledim. İşte burada anlatıldığı gibi bu güneş misali ile 16. sözde daha tafsilatlı bir şekilde anlatınca…

İlk gittiğimde onlar hüsnükabul gösterdiler. Hatta bir bardak bal şerbeti ikram ettiler. Çok yakınlık gördüm.

  • Ben buraya her gün gelebilir miyim? dedim. Onlar
  • İkindiden sonra her gün gelebilirsin dediler.

O gün o sualimi sormadım. Bir portakal sandığını rahle yapmışlar, onun üzerinde el yazısı ile Hatt-ı Kur’an ‘la 50 sayfalık küçük bir kitap vardı. Ondan 20. Lem’a İhlas Risalesinin girişinden okudu. “Ehl-i hidayetin izzetindendir ihtilafları, ehl-i dalaletin zilletindendir ittifakları.” Allah Allah. Ehl-i hidayette ihtilaf, karışıklık var ama izzetten. Onlara katiyen leke dokundurmuyor. Ehl-i dalalette ittifak var ama zilletten, alçaklıktan. Allah Allah. Çok hayrette kaldım.

Ertesi gün geldim 16. Sözü izahlı bir şekilde anlattılar. Allah razı olsun. Oraya adeta kayıt yaptırdık gibi her gün devamlı oraya gittim. Böyle başladı Risale-i Nur hayatımız. Bu 16. Söz her şeyi halletti bizi kurtardı hamdolsun.

***

“İki şey beni Üstâd’ı aramaya kalben aklen fikren şiddetle sevk etti.”

1949 yılının kasım ayından herhalde 10-12 Kasım olması lazım Risale-i Nurları bulmuştum. Yalnız ondan evvel de Büyük Doğu Mecmuası Üstâd’ın hayatından bahsetti. Onu babam alıyordu, ben de okuyordum. Üstâd’ın Denizli mahkemesinden sonraki hayatından 5-6 sayı devam etti.

Babamda harb-i umumi senelerinden evvel de tanıyormuş. Burada İstanbul’da medresede okuduğu için.

  • Dünya’da bundan daha büyük bir alim yok, en büyük bu oğlum. Derdi.

Allah Allah nasıl bir zat bu, nasıl görmek mümkün olur? diye düşünmüştüm. Sonra abim askerden geldi Zonguldak’aydı izinli geldi. Bir asker arkadaşı liseyi terk etmiş askere gelmiş O’ndan hatıra anlatıyor. Diyor

  • Bizim memlekette bir hoca vardı. 15-20 kişi talebeler olarak O’nu dağda ziyaret ettik. Küçük bir çaydanlığı vardı, iki bardak su anca alabilir. Ondan 20 kişiye birer bardak çay içirdi. Böyle gözümüzün önünde oldu.

Böyle iki şey beni Üstâd’ı aramaya kalben aklen fikren şiddetle sevk etti.

Babamın öyle demesi ve abimin asker arkadaşının anlattığı hatıra. Abim de bana anlattı. Hakikaten çok cazibeli gelmişti.

***

Üstâdımızın Mustafa Osman Abinin Hediyesine Kızması

Akşehir Palas Oteli’nde Üstâd’ımızı ziyaret ettik gördük. Bir gün akşamüstü geldim Muhsin abi ile Ziya abi ağlıyorlar. Çok müteessir oldum.

  • Hayrola nedir? Ne oldu? diye sordum.

Muhsin abi;

  • Mustafa Osman abi ziyarete geldi. Bir file portakal getirmiş. Ziyaretten sonra portakal filesini biz kendisine vermek istedik. Yapma etme Üstâdımız hediye kabul etmiyor sen yanlış yapma al bunu. Ama dinlemedi bıraktı gitti. Biraz sonra Hazreti Üstâd’ın kapısı açıldı geldi bizim odaya girdi. Bu portakalları gördü. “Nedir bu.” Dedi. Üstadım Mustafa Osman abi böyle böyle ne kadar yalvardık dinlemedi ve bıraktı gitti. “Vay gidi sizler beni alet ederek insanlardan mal topluyorsunuz” diye müthiş bir hiddetle kızdıktan sonra kapısını kapattı. Tam bu esnada da sen geldin.

Allah Allah ben de şimdi böyle müthiş bir halet-i ruhiyede kaldım. Takdir-i İlahî…

Mustafa Osman abiyi de ben gıyaben biliyordum daha görmemiştim. Lahikalarda çok müdakkik mektupları var, esnaf aynı zamanda. Böyle bir zat neden böyle oldu, niye böyle yaptı diye düşünürken; biraz sonra birden Üstâd’ın kapısı açıldı, biz hemen kalktık O’na müteveccihen. Üstâd’ın elinde ayaklı bir cam kase oradan tutmuş vaziyette içinde kayısı reçeli var.

  • Hadi Fırıncı’nın hatırı için sizi affettim. Bundan yiyin ama Fırıncı fazla yesin. dedi

Sonra üstadımız reçeli bize verdi ve kendisi odasına çekildi. Hem hızlı ıstıraplı hem şiddetli sevinçli hem de ikramiyeli bir şey yaşadık. Elhamdülillah.

***

“Corona Virüs Salgınını Bütün Beşeriyete Bir Menfi İbadet Tatbikatı Olarak Görüyorum.”

Bu corona virüs salgını sebebiyle çok sualler oluyor. Nedir sen nasıl değerlendiriyorsun diye. Bugün Risale-i Nur’dan çeşitli cevaplar verdim. Eyüp (A.S.)’ın 2. Lem’a ‘daki bahislerden. Menfi ibadet müspet ibadet. Menfi ibadetler hastalıklar musibetler. Dolayısıyla bu da bütün beşeriyete bir menfi ibadet tatbikatı olarak görüyorum.

Daha farklı bir şey ihlas risalesinden düşündüm.

Ey Hizmet-i Kur'âniyede arkadaşlarım! İhlâsı kazanmanın ve muhâfaza etmenin en müessir bir sebebi, “râbıta-i mevt”tir.

Evet, ihlâsı zedeleyen ve riyâya ve dünyaya sevk eden tûl-i emel olduğu gibi, riyâdan nefret veren ve ihlâsı kazandıran, râbıta-i mevttir. Yani, ölümünü düşünüp, dünyanın fânî olduğunu mülâhaza edip, nefsin desîselerinden kurtulmaktır.

Evet, ehl-i tarîkat ve ehl-i hakikat, Kur'ân-ı Hakîmin,

﴾ كُلُّ نَفْسٍ ذَٓائِقَةُ الْمَوْتِ ﴾ ﴿ اِنَّكَ مَيِّتٌ وَاِنَّـهُمْ مَيِّتُونَ ﴿ gibi âyetlerinden aldığı dersle râbıta-i mevti sülûklerinde esâs tutmuşlar, tûl-i emelin menşe'i olan tevehhüm-ü ebediyeti o râbıta ile izâle etmişler. Onlar farazî ve hayâlî bir sûrette kendilerini ölmüş tasavvur ve tahayyül edip ve yıkanıyor, kabre konuyor farz edip, düşüne düşüne, nefs-i emmâre o tahayyül ve tasavvurdan müteessir olup, uzun emellerinden bir derece vazgeçer. Bu râbıtanın fevâidi pek çoktur. Hadîste اَكْثِرُوا ذِكْرَ هَادِمِ اللَّذَّاتِ (ev kemâ kàl) yani: “Lezzetleri tahrib edip acılaştıran ölümü çok zikrediniz!” diye bu râbıtayı ders veriyor.

Fakat mesleğimiz tarîkat olmadığı, belki hakikat olduğu için, bu râbıtayı ehl-i tarîkat gibi farazî ve hayâlî sûretinde yapmağa mecbur değiliz. Hem meslek-i hakikate uygun gelmiyor. Belki, âkıbeti düşünmek sûretinde müstakbeli zaman-ı hâzıra getirmek değil; belki hakikat noktasında, zaman-ı hâzırdan istikbâle fikren gitmek, nazaran bakmaktır.

 

Evet, hiç hayâle, farazâ lüzum kalmadan, bu kısa ömür ağacının başındaki tek meyvesi olan kendi cenazesine bakabilir. Onunla yalnız kendi şahsının mevtini gördüğü gibi, bir parça öbür tarafa gitse asrının ölümünü de görür; daha bir parça öbür tarafa gitse dünyanın ölümünü de müşâhede eder, ihlâs-ı etemme yol açar.

 

Şimdi bu dersi düşündüm, aldım okudum. Bugün Dünya hakikaten tam manasıyla

 اِنَّكَ مَيِّتٌ وَاِنَّـهُمْ مَيِّتُونَ hakikatini beşeriyet olarak yaşıyoruz ve bu korona virüs afâtı ve elimizdeki bütün imkanları yok haline getiriyor.

 

Arabalar var imkanlar var her şey var fakat hiçbirisi kullanamıyoruz. Evden çıkmamak. Ancak bir çare var, ona karşı kapalı kalmak. Fasubhanallah.

 

Dolayısıyla sanki yarı ölmüş gibi bir vaziyete girmek. Demek ki bütün beşeriyet olarak bu şuurda, bu anlayışta, bu afeti bu beşeriyete gelen bu salgını böylece tefekkür edip, biz bundan hakikat ehli olarak ders almamız, böylece ﴾ كُلُّ نَفْسٍ ذَٓائِقَةُ الْمَوْتِ ﴾ ﴿ اِنَّكَ مَيِّتٌ وَاِنَّـهُمْ مَيِّتُونَ derslerini alarak, Rabbimize iltica ederek, nasıl olsa bir gün…

Ben Risale-i Nur’u bulduğum zaman 20 yaşındaydım şimdi 91 yaşındayım. Demek ki 71 Yıl olmuş. Allah hakkımızda hayırlısını versin inşallah. İmanla teslim-i ruhu eder, melaike-i suâle kolaylıkla cevap veririz inşallah. Risale-i Nur’la cevap vermek nasip olur.


Youtube