Fırıncı abi'den Dersler/Hatıralar (32. Söz / 2. Mevkıf -6. Gün)

27.04.2020


14:54. dakikadan itibaren hatıratı izleyebilirsiniz.

 

ÜSTAD ve GÖNENLİ MEHMED EFENDİ (1953)

 “O’nun Talebelerini Nur Talebesi olarak kabul ettim”

Gönenli Mehmet Efendi Allah razı olsun çok güzel bir vaiz idi. O’nu dinlemeyi çok severdim. Muhsin abi-Allah rahmet etsin- onunla tanıştırmıştı bizi. Onunla birkaç hatıram var.

Bir tanesi; Emirdağı’nda Hazreti Üstâd’a hizmet için ziyaretine gittiğimizde, Hazreti Üstâd buradaki dostlarına (İstanbul’daki) selam söylerdi. Biz de gider tebliğ ederdik. Abdurrahman Şeref Laç, Seniyüddin Başak, Mihri Halev; bunlar Gençlik Rehberi Mahkemesi’nde avukat idi, Eşref Edip Bey. Yalnız Üstâd, “Sarıyer’de benim bir dostum var, onu bulsanız ona da selam söyleyiniz.” Derdi.  Sonra biz onu soruşturduk o zaman Sarıyer’e gelmek vapurla mümkün, karayoluyla daha yollar açılmamış….

Gönenli Mehmet Efendi’ye de çok selamlarımızı tebliği etmemizi emretti. “O’nun bütün talebelerini Nur Talebesi olarak kabul ettiğimi söyle” dedi. Biz tabii meşrep taassubuyla mı, artık hangi sebeple ise onlar ne medreseye geliyorlar, ne ellerinde Risale gördük. İki üç kişi geliyordu gerçi. Demek onları düşünerek mi neyse. “Hepsini Nur talebesi olarak kabul ettim” dedi. “Git selam söyle ve bunu da anlat” dedi.

Tabii kalbimden geçti “Yahu bunlar hiç…”. Birden Üstâdımız hiddet etti, kalbimden geçen şeye karşılık “Git söyle!” dedi şiddetle. Ben de büyük bir hata yaptığımı anladım. Üstâd’dan tektir aldık, biraz müteessir oldum ama bir defa oldu, kalpten geçti. “Böyle git, anlat” dedi.

Gönenli Mehmet Efendi, Sultan Ahmed Camii imamıydı o sırada. Bir akşam Namazından sonra talebeler geliyor, ihtiyaçlarını anlatıyorlar. O da ihtiyaçları ile ilgili gerekeni söylerdi. Bizi de kabul etti. Ben de Üstâd’ın selamını ve hadiseyi böyle kendisine naklettim. Çok duygulandı, “Maşallah, Allah razı olsun” dedi. Gönenli Mehmet Efendi ile ilgili bir hatıramız böyle.

 

Üstâd’ın Fatih Camiindeki Fotoğrafının Hikayesi

Daha evvel Reşadiye Otelinde Hazreti Üstâd nasıl olmuşsa, bir Cuma vaktine yakın hiç kimse yok. Ben gittim. Üstâdımız “Ooo, seninle beraber Cuma namazına gidelim” dedi.

O hazırlık yapacak, ben çıktım. Hazreti Üstâd hazırlanırken, Osman Köroğlu-Allah rahmet etsin- ve Salih Özcan- Allah rahmet eylesin- ikisi geldiler. Hazreti Üstâd bana “Sen anahtarı al, kapıyı kilitle” bir de sandalye verdi, “Burada nöbetçi kal”. Üstâd dedikten sonra diyecek bir şey yok. Ben kaldım. Onlar cuma namazına gitti. Ben namazı orada eda etmek durumunda kaldım.

Netice sonra geldiler. Çok neşeliler. “Hayrola ne oldu?” dedim. Osman Köroğlu, “Cuma namazına selam verir vermez aklıma birdenbire şimşek gibi bir his geldi. Git bir fotoğrafçı bul Üstâd camiden çıkarken fotoğrafını çektir.” Farzı kılmış sünneti kılmış mı kılmamış mı, bilmiyorum, caddeden gidiyor fotoğrafçı buluyor. O zaman şimdiki gibi herkesin cebinde fotoğraf makinesi yok. Getiriyor, Üstâd’ın tam Sultan Fatih Hazretlerinin hizasında dua ederken fotoğrafçı fotoğrafını çekiyor. Bir çocuk geliyor, ona iltifat ediyor. Ben o çocuğu çok aradım sonra bulamadım. Onu ararken başka bir hafızı buldum.

O da Fatih Camii’nde müezzindi. Onunla da meşgul olmuş. Üstâd “Sen ne yapıyorsun?” “Ben hafızlığa çalışıyorum” demiş. Üstâd “Maşallah maşallah!” diye onu tebrik etmiş. Çocuğu ararken bunu buldum.

Sonra onlar cumadan geldiler. Heyecanla Üstâd’ın fotoğraflarını çektiklerini anlattılar... O meşhur fotoğraf, Sultan Fatih Hazretlerinin kabir hizasında dua ederken çekilmiş. Bazıları “Çok ciddi. Üstâd öyle sert miydi?” diye soruyor. Dua ederken gülünmez ki! Üstad haşyetle Rabb’ül âleminin huzurunda Fatiha okuyor.

 

Gönenli Mehmed Efendinin Üstâd’a Hürmeti (Reşadiye Oteli 1953)

Cuma’dan sonra, Hazreti Üstâd bana “Sen bir çay pişir beraber içelim” dedi.

Ben onu yapmak için o zaman şimdiki gibi Aygaz falan yok, kömür mangalını yakacağız, maltızı, suyu ısıtacağız ve yapacağız. Onu yapmak için hazırlarken, birden Gönenli Mehmed Efendi çıka geldi.

-Oo, hoş geldiniz hocam. Dedim.

- Ne yapıyorsuz. Dedi

- Üstâdımız çay emrettiler. Dedim:

- Ne olur bunu bana bırak.

- Peki hocam, Dedim.

 Biraz geri çekildi ben mangal kömürlerini maşa ile tutuyordum o eliyle tutuyordu, çıraları koydu. Neyse ateşi yaktı, suyu koydu. Ben suyun başında bekliyorum. Üstâdımızın yanına girdi, ziyaret etti. Sonra geldi, su kaynadı, çayı demledik. Bardakları koydu. Ben de yardımcı oldum. Netice, beraber çay içtik.

Sonra epey zaman geçti. Abiler geldi. Ziya abi, Muhsin abi, bir kişi daha vardı: Abdullah abi miydi? Bilmiyorum, geldiler. Ve onlara ellerini böyle yaparak (ellerini omuz hizasında dua eder gibi kaldırıyor)

  • Hey arkadaşlar haberiniz olsun, bu eller bugün O’nun çayını pişirdi.

diye bir konuşma yaptı. Elhasıl çok memnuniyetle sevinçle anlatmıştı.

 

Üstâd’ın İlme ve Alimlere Olan Hürmeti

1953 Ramazan’ında Hazreti Üstâd İstanbul’daydı. Bayramda Gönenli Mehmed Efendi’nin evine bayram ziyareti için gidiyor.

“Bir Müslüman bir şehre gittiğin zaman, oranın en büyük âlimini, hocasını ziyaret etmek onun üzerine bir vazifedir. Onun için, ben de bu memleketin en büyük alimi seni bildiğim için, seni ziyarete geldim. Bayram ziyareti diye Gönenli Mehmed Efendi’yi evinde ziyaret ediyor.

Oradan çıkıyor, İstanbul Müftülüğü ’ne gidiyor. Ömer Nasuhi Bilmen Efendi hazretleri müftü o zaman. Müftülüğü ziyarete gidiyor. Tabi, sokaktan girerken ayakkabılarını çıkarıyor çoraplarla giriyor. Personel:

  • Aman efendim, biz ayakkabıyla giriyoruz, öyle yapmasanız.

Üstâd:

  • Burası Devleti Âliye-i Osmaniye’nin meşihat merkezidir. Buraya ayakkabıyla girilmez kardeşim.

Bu yüksek, ulvi hüviyetine ihtiramen ayakkabılarını çıkarıp öyle Müftülüğün kapısından girip, merdivenlerden çıkıyor. Ömer Nasuhi Bilmen Hazretleri de Üstadımızı istikbal ediyor ve bayramlaşıyorlar.

Böylece Hazreti Üstâd’ın ilme olan, kendisi o kadar yüksek ilim erbabı olmasına rağmen, ilmi nasıl tazim edilmesi gerektiğini öylece bize ders veriyor.

O sene İstanbul’da kaldığı zaman hakikaten çok muhtelif hadiseler vukua geldi. Bir taraftan insanı endişelere sevk eden, telaş ettiren hadiseler olurken, bir taraftan da ulvi, güzel tecelliler, elhamdülillah, oldu. İnşaallah, rıza-yı İlahiye nail olmuşuzdur.

Sübhane Rabbena Rabb-il İzzeti amma yesifun ve selamün alel murselin.

Velhamdulillahi Rabbilalemin.


Youtube