Fırıncı abi'den Dersler/Hatıralar (32. Söz / 3. Mevkıf -8 Gün)

29.04.2020


21:00. dakikadan itibaren hatıratı izleyebilirsiniz.

 

Reşadiye Otelinde Hazreti Üstada Un Helvası Pişirme

Bu arada iki küçük hatıra aklıma geldi. Kardeşler böyle istediği için böyle yapıyoruz. Hazreti Üstadımız 1952 senesi Gençlik Rehberi mahkemesine geldiği zaman Akşehir Palas’ta kalıyorlardı. Ben her gün öğleden sonraları akşamüstü gidebiliyordum. İlk gittiğim sabah namazından sonra gene o günde öğle gitmeyi düşündüğüm sırada halen hayatta İsmail Doyuk-Allah razı olsun- yedek subay idi o sırada. O geldi “Üstad seni çağırıyor” dedi. Ben hemen giyindim, hazırlandım. Sirkeci tarafına gitmek üzere iken dışarıya beraber çıkıyoruz. Dedi “Orada değil.” “Nerede?” diye sordum.  “Fatihe Raşidiye oteline geçti” dedi. “Allah Allah, demek ki oraya gitmiş.” Beraber Reşadiye oteline gittik. Abiler Hazreti Üstadımız’a “Fırıncı geldi” diye haber verdiler. Çünkü Üstadın çağırdığını biliyorlar.

Girdim, Üstadıma selam verdim. Dedi:

-Bizde unu tereyağı ile kavururlar. Kahvaltıda çok güzel bir yiyecek haline gelir. Sen bunu yapabilir misin?”

Ben de:

- Annem o şekilde helva yapar, unu yağda böyle kavurup pişirir, sonra şekeri koyar, falan, yani yağı, pekmezi… her neyse. Onu gördüğüm için evet, yapabilirim. Biliyorum yaparım, dedim.

Hazreti Üstad ta:

-Peki o zaman sen bunu yap, dedi.

Tabi ocak yok, yağ unu filan temin etmek, pompalı gaz ocakları vardı, Üstadın gözü önünde yapıyoruz. Evden tencere getirdi. Un, yağ aldık hepsini. Hazreti Üstad’ın nezaretinde adeta yaptık. Hakikaten de çok lezzetli bir şey. Ben helvasını yedim ama böyle lezzetlisini hiç yememiştim. Sonra gördüm, Erzincanlılar Kete yaparlarmış. Onu içine koyuyorlar. O da çok güze oluyor. Onlardan da yedik sonradan. Elhasıl o gün Hazreti Üstad’ın yanında böyle bir şey yapmak latif oldu, çok güzel oldu.

Çeşitli vesileler ile Hazreti Üstad bizi boş bırakmak istemiyor. Bir şey yaptırıyor, bir hizmet, bir şey ile meşgul ediyor. Böyle onu gördüm. Tabi bizim için büyük bir şey yani. Öyle bir nimet, öyle bir şefkat tecellisi ki ve hakikaten öyle bir tarahhum ve tahannun tecellisi ki tarif edilmez.

Bir hatıra da yine Reşadiye otelinde eski alay müftülerinden Şakir Efendi. Bizim öğretmen Kasım abinin evinin bulunduğu arsanın sahibi. Bizim bildiğimiz zaman. Şimdi aynı yerde mi oturuyor bilmiyorum. Şükrü hoca efendi, Hazreti Üstadı o Harbi Umumi senelerinden evvel evliyaullahtan ne idi, -ismini ben şuanda hatırlayamadım- Şehrimin tarafında bir şeyleri (tekeleri) var. Orda bir şeyh ile mürit mabeynindeki münasebetin ne olduğunu (rabıta meselesi)17. Lemada yazıldığı gibi anlatıyor.

Rabıta, yani feyiz şeyhin kalbine ruhuna aksediyor. Mürid de şeyhe teveccüh etmekle o feyizden istifade ediyor. Bunu İnşallah daha sonra bakarız.

O zat orada bir sohbette bunu dinlemiş ve 25 sene sonra gene Üstadı Reşadiye otelinde ziyaret edince bir hoca efendi da yanında arkadaşı, aynı suali soruyor. Üstad diyor “Sen bunu 25 sene evvel bu dersi dinledin, aldın. Buna şu anda cevap vermek lazım değil.” Şükrü hoca efendi hakikaten bunu böyle gülerek anlatırdı. Hatta Ali Demir abi-Allah rahmet eylesin- onu anlatmasını teyple kayda almıştı. Böyle 25 sene evvel olan sohbeti hiç aklından çıkarmamış ve gelen zatı da unutmamış ve “Sen 25 sene evvel bu dersi aldın, tekrara lüzum yok” şeklinde Hoca Efendiye cevap verdiğini kendisinden dinledik. Ben bunu tekrar etraf-ı erbaasıyla anlatacağım inşallah. Evet, bugünkü dersimiz herhalde bu kadar. Allah hakkımızda hayır versin. İnsanın hayatında bazı anılar, bazı zamanlar çok büyük, parlak-inşallah- neticelere vesile oluyor.

Rızaen lillahi Taala fatiheten maasalavat.


Youtube