Fırıncı abi'den Dersler/Hatıralar (33. Söz / 15. Pencere - 3. Gün)

05.05.2020


15:24. dakikadan itibaren hatıratı izleyebilirsiniz.

 

Fırıncı Abi’nin 33. Söz 15. Pencereyi Okurken Yâdettiği Bir Çocukluk Anısı

Sanattan Sanatkâra Uzanan Pencere

“O her şeyi en güzel şekilde yaratandır.”

(Secde Sûresi, 32:7.)

 

Çocukluğumdan bir anı gözümün önüne geldi. Onu burada anlatayım.

6-7 yaşlarındayım, bizim köye ilk defa bir bisiklet gelmiş. Tam da bizim evin penceresinin altına koymuşlar. Köyün bütün çocukları gelmişler, öyle seyrediyorlar; “bu nedir?” diye. -Gerçi sonradan gençler şeytan arabası dedi ama.- Böyle bakıyor, hayret hayret. “Allah Allah ne biçim bir şeydir” diye. Bu esnada teknik işlerden biraz anlayan Yağcı Süleyman Amca yoldan geçiyordu. Geçiyorken o da geldi baktı. Ben de bakıyorum bunun ne olduğuna dair ne diyecek? Yaşlı bir adam. Hem yağcı hem de makine işleriyle uğraşıyor. Ben de ona bakıyorum şimdi. O da baktı, baktı, baktı: “Vay ulan be gavur. Emme de yapmış.” dedi. Yani bisikleti görünce, onu yapanı gördü. Yani onu yapan birisi var. Fakat ondan sonra yapanı da harika bir şekilde yapmış diye takdir etti. Ve ondan sonra öyle gitti.

 

Fırıncı Abi’nin 33. Söz 19. Pencereyi Okuduktan Sonra Anımsadığı Bir Hatırası

Eşref Edip Beyle -Allah rahmet etsin – 1965-1970 arası çok yakın bir münasebetimiz vardı. Emirgan’da Fuat Şemsi Bey Osmanlı zamanında Orta Tedrisat Umum Müdürlüğü yapmış biridir.  Merhum Mehmet Akif’in yetiştirdiği şairlerden olan bu zatın köşkünde perşembe günü akşamları sohbet olurdu. Yaşlı âlimler, şairler, edipler orada toplanırlar. Eşref Edip Bey de oraya gider. Hazreti Üstad  tabi ahirette olduğu için “sizden birinizin onun yerinde bulunması lazım” diye beni daima kendileriyle götürürdü. Beraber bir iki defa Bekir Abiyle, Birinci Abiyle de gittik ama onunla hep ben gidiyordum. Otobüste giderken dedi: “Hazretle arkadaştık. Hep beraberdik onunla böyle tabii ilmi sohbetlerimiz fevkalade güzel, hoştu. Keramet gibi şeyler hiç ben görmedim ama siz onu kerametlerinin var olduğuna inanıyorsunuz, bunları anlatıyorsunuz bazan. Yani bunu bana nasıl izah edersin?” diye sordu. Tam o esnada otobüs Emirgan’a yaklaştı, otobüsten indik. O biraz yürümekte zorluk çekiyordu. Zaten yaşlıydı, ondan ben de onun kolundan yardımcı oluyordum. Böyle kol kola yürüdük. Yürürken; “Hocam” dedim. “Tabi doğru. Yani siz aynı ilmi şahsiyetlersiniz, aynı vasıfta birbiriyle sohbet eder ancak ilmi manalar, hakikatler üzerinde müzakere, mübahase olabilir. Ama böyle keramet gibi şeyler olursa  izhar-ı  fazilet olur ki bu yakışık almaz. Tabi böyle yüksek ilmi şahsiyetler mabeyninde.  Ama benim gibi köyden gelmiş bir çobana bir iltifat eder, böyle getirir sana arkadaş yaparsa, işte keramet budur. Yani işte keramet benim” dedim. Çok hoşuna gitti. Güle, güle, güle o yokuşu geçtik. Elhasıl şu 19. Pencereyi okuyunca, hakikaten cahil bir insanı bile marifetullahta o kadar yüksek bir  mertebeye götürebilir ki devamlı okumak lazım. Allah razı olsun, bütün Risale-i Nurları elde etmiş ve okuyan kardeşlerimizden. Allah hepsinden ve bütün Müslümanlardan da razı olsun. Ama tavsiye ederiz Risale-i Nuru bulsunlar.

Sübhane Rabbena Rabbil izzeti amma yesifun. Veselamün alel mürselin. Velhamdulillahi Rabbil alemin. Elfatiha.


Youtube


Dökümanı indirmek için tıklayınız.