Vefatının 53. yıldönümünde Abdulmecid Ağabey'i rahmetle anıyoruz

11.06.2020


1884'te Nurs Köyü'nde doğan ve 1967 Haziran ayında vefat eden bu zat Bediüzzaman Hazretlerinin kardeşidir. Van’da kaldığı on dört yıl, eğitim sürecinde ayrı bir öneme sahiptir. Buradaki Horhor Medresesi'nde ağabeyinin nezaretindeiki yüzü aşkın talebe ile birlikte eğitimine devam etti. Özellikle Arap Dili ve Edebiyatı dalında çok büyük bir aşama katetti. Nitekim bu sebepten dolayıdır ki, Bediüzzaman İşaratü’l-İ’caz ve Mesnevi-i Nuriye eserlerinin Arapça’dan tercüme edilmesi işini ona vermiştir.

Abdülmecid Nursi, Birinci Dünya Savaşı’nın başlaması ve Ruslardan cesaret alan Ermenilerin saldırıları üzerine Bediüzzaman’ın idaresinde savaşa katıldı. Bu savaşta Bediüzzaman Hazretleri yaralı olarak Ruslara esir düşerken, yeğeni Ubeyd şehit oldu. Bilindiği gibi Van ve çevresi Rusların eline geçti. Şehir harabe haline geldiği gibi uzun süre eğitim gördükleri medreseleri de bu tahribattan nasibini aldı. Abdülmecid, Rusların hücumundan ve istilasından kurtulan bazı akrabaları ile birlikte Van’dan ayrılarak Diyarbakır üzerinden Şam’a gitti. Üç yıl burada kaldıktan sonra 1917 yılında Diyarbakır’a geri döndü.

Abdülmecid Efendi'nin notları içinde Üstadla ilgili tespitlerinden bazıları:

Hz. Muhammed'in (a.s.m) imdat ve kerametiyle üstadımız Ispartada daimi devam eden polislerin kontrol ve ablukalarından kurtulup Urfa'ya gitmiştir. Bin km bir mesafeyi yirmi dört saatte memleketin yabancısı ve yolları bilmeyen ve bütün gece arızasız hiçbir yerde durmaksızın hiçbir karakolun haberi olmaksızın Urfa'ya salimen dellal-ı Kur'an Bediüzzaman'ı yetiştiren şöför elbette kerameti Kur'aniye'ye mashar küçük bir misal olabilir zannederim.

 

Sevgili Üstad hali hayatında yanına gelip gidenlerden o kadar hoşnut değildi. Başka şeylerle meşgul olduğundan tek başına yaşamayı arzu ederdi. Hatta ben ölürsem mezarımı kimse tanımasın diye bana vasiyette bulunmuştur.

 

Üstad bir gün Sirkeci'de akşam üzeri gezerken ecnebi bir adam elinden tuttu. "Dininizde heykel niçin yasaktır?" diye sordu. O da cevaben derdi ki: "İnsan Allah`ın sikkesidir. Padişah ve kralların sikkelerinin taklidine kanun müsade etmediği gibi Allah'ın da sikkesini taklide cevazı şer-i yoktur." Yabancı "Bravo" diyerek elini sıktı ve gitti.

 

Bediüzzaman Hazretleri Kur'an-ı Kerim'i bir ay zarfında hıfzetmişti. Kamusül-muhitten atmış satırlık bir sayfayı bir defa okur, ezberine alırdı.

 

"Niçin şark elbisesini bırakıp şehirli elbisesi giymiyorsun ve padişahın başına koyduğu fesi koymuyorsun?" diye sorulan bir suale de şu cevabı vermişti:
"Avrupa'da dokunmuş elbise bizim hükümetimizce men ve yasak edilmiştir. Elbise hususunda hükumetin Avrupa'ya karşı boykotu vardır. Bu emre binaen milli elbisemi bırakıp avrupa elbisesi giymeyeceğim. Doğu anadolu halkı yalnız Sultan Selim'i görerek onunla biat etmişlerdir. Öteki padişahlara biatları yoktu çünkü onlar Doğu Anadolu'ya gelip oraya sahip olamamışlardır. Bunun için Sultan Selim'in kıyafetini andıran, anadolunun milli kıyafetlerinden çıkmayacağım. Benim elbisem altında altı-yedi milyon nüfus vardır. Bu büyük yekünü teşkil eden anadolu insanlarına sizler hamal nazarıyla bakıyorsunuz ve onları sureten olduğu gibi siretende vahşi ve hamal biliyorsunuz. İşte benim elbisemi terk etmeyiş sebeplerimden biri bu elbise altında tam manasıyla insanların bulunmasını ispatla size göstermektir."

 

/sorularlasaidnursi.com