Fırıncı abi'den Dersler / Hatıralar (7. Şua / 2. Bâb / 3. Hakikat / 1. Sır (7.Gün)

23.05.2020


24:44 - 35:46 dakikalar arası hatıratı izleyebilirsiniz.

 

HİZMET REHBERİ SONUNA DERC EDİLEN NUR TALEBELERİ İMZALI MEKTUBUN YAZILIŞ HİKAYESİ

Üstadımız 1960 senesinin 25 Mart’ında rahmeti rahmana teveccüh eylediler. Tabi Risale-i Nur hizmeti devam ediyordu. Öyle olunca baya bir şimdi ne olacak nasıl olacak gibi düşünceler hükmetmeye her tarafta başladı. Tabi muhterem ağabeyler Zübeyir Ağabey Urfa’da kaldı Abdullah Ağabey de zaten oradaydı. Diğer ağabeyler de işte yine hizmetle meşgul ama şey vaziyette böyle meçhul bir durumdayken birden bire 27 Mayıs darbesi oldu. Ve Risale-i Nur neşr oluyordu, neşr olurken böyle bir şey meydana geldi. Zaten Said Özdemir Ağabey’i tevkif etmişlerdi, Ankara’da hapisteydi. O cenazeye falan da gelemedi. Sonradan zaten Sungur Ağabey’i  de Tahsin Tola Ağabey’i de tevkif ettiler. Böyle bir zamanda biz de İstanbul’da uhuvvet risalesini neşr ettik, bizi içeri aldılar sonra suç yok diye bıraktılar. Sonra Risale-i Nur Sönmez diye bir şeyi tanzim ettik, teksirle bastık, hatta kapağını matbaa da bastırdık fakat matbaacı emniyete haber vermiş bu sefer yani yine olmadı.  Ve bu sefer mühürle yaptık (uzun hikaye) ve burada hizmetlerle yine meşgul olmayı düşünüyoruz ama nasıl yapalım nasıl edelim bu darbenin şeyinden Anadolu’da kardeşler ne hale geldi, nasıl, bunları düşünürken ve Mehmet Emin Birinci, Hakkı Yavuztürk, Üzeyir Şenler, Kemal Ural (Atıf Ural’ın Ağabeyi) İstanbul’daydı. O irticacılıktan bir buçuk seneye mahkum olmuştu, İstanbul’da kaçak yaşıyordu, bizim yanımızda kalıyordu. Netice ve daha bazı arkadaşlarda Ahmet Aytimur Ağabey var tabi. Ondan sonra bu esnada biz Birinci Ağabey ve Kemal Ural ve fakir(Fırıncı Ağabey kendisini kasdediyor) de beraber şu mektubu bayram tebriği sadedinde yazdık.

 

بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ

اَلسَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَ رَحْمَةُ اللّٰهِ وَ بَرَكَاتُهُ اَبَدًا دَائِمًا

Aziz sıddık kahraman kardeşlerimiz,

 

Evvelâ: Binler selâm ve sevgilerimizi sunar, hizmet-i imaniye ve Kur'aniyede muvaffakıyetler diler, dualarınızı bekleriz.

 

Sâniyen: Cereyan etmekte olan hâdisatın muhtemel menfî tesirlerinden kalb ve ruhlarımızı âzade bulundurmak; ve bir şey meydana geldikten sonra daima kader cihetini düşünerek hikmetli ve güzel taraflarını görmek ve zahirî ruha dokunan kaba, şer, musibet cihetlerine fazla nazarı dolaştırmamak -Risale-i Nur'dan aldığımız derslere binaen- lâzımdır.

     Kardeşlerimiz! Gözlerimiz hâlâ nemli, yaşlarımız dinmedi ve dinmeyecek... O sevgili Üstadımız en sevgili, en hicranlı hatıraları hâfızalarımızda bırakarak aramızdan maddeten ayrıldı, rahmet-i Rahman'a, Peygamber-i Zîşan'ımızın (A.S.M.) yanına kavuştu. Onu çok arıyoruz ve arayacağız.

Bahtiyarız bizler ki, bu dehşetli asırda bizlere Kur'ana hizmet aşkını Risale-i Nur vasıtasıyla kazandırdı. Yirminci asrın insan psikolojisini, içtimaiyatının tam ve hakikatlı bir tahlilini yaparak, bu hizmette kalb ve akılları teshir edecek müsbet ve ilmî ikna' usûllerini bizlere öğretti. Canından fazla sevdiği ve üzerinde gözbebeği gibi titrediği Risale-i Nur hizmetini talebelerine emanet etti. Biz de bu emaneti bütün ruhumuzla muhafaza edip, nesilden nesile ileteceğiz inşâallah. Çünki o külliyatın her sahifesinde Said Nursî var, her satırında Bedîüzzaman konuşuyor. Seksen küsur senenin başını eğdiremediği mücahid-i ekber, allâme-i cihan, sarığı başında bizimle sohbet ediyor... Ve diyor:

 

"Evet ümidvar olunuz! Şu istikbal inkılabı içerisinde en yüksek gür sadâ, İslâm'ın sadâsı olacaktır."

 

"Aziz sıddık kardeşlerim! Merak etmeyiniz, biz inayet altındayız. Zahiren zahmetler altında rahmetler var."

 

"Aziz, sıddık, sarsılmaz, telaş etmez, âhireti bırakıp fâni dünyaya dönmez kardeşlerim.."

 

Ey Risale-i Nur'un talebesi! Hayatı hârikalarla dolu Üstad'ın yaşayan, manen hükmeden sesini duy!

 

Ey büyük Üstad! Minnet sana, şükran sana, rahmet hep sana!..

 

Ey kardeş dikkat buyur! Denizli hapsinde bütün esbab-ı âlem zahiren Üstad'ın aleyhinde.. i'dam hükümleriyle mahkemeye verilmişken Üstad diyor:

 

"Merak etmeyiniz kardeşlerim, o Nurlar parlayacaklar."

 

Bu söz nasıl tahakkuk etti!

 

Üstadımızın dediği gibi: "Bize şimdi lâzım, kemal-i teslimiyetle sabır ve temkinde bulunmak ve bilhâssa inkisar-ı hayale düşmemek ve bazan ümidin hilaf-ı zuhuruyla me'yus olmamak ve muvakkat fırtınalarla sarsılmamak, inayet-i İlahiyenin imdadımıza gelmesini tevekkül ile beklemektir."

 

Burada birbirimize çok tekrar ettiğimiz bir dersimiz de: Vazifemizin yalnız ve yalnız hizmet ve neşir olduğu ve neticenin Cenab-ı Hakk'a ait bir keyfiyet bulunduğu hususudur. Tedbiri ise, a'zamî faaliyet ve a'zamî hizmet içerisinde tedbir olarak mütalaa ediyoruz. Yoksa hizmeti -Allah göstermesin ve Üstadımızı kabrinde mahzun etmesin- hiss, heva ve nefsin bir tezahürü olan tamamen veya muvakkaten terketmek manasında değil... Bidayet-i İslâm'dan beri gelen hâdisatı, zamanın şeridinde ibretle seyretmek, Nurları okumak, okutmak, yazmak suretindeki meşguliyetle hizmet-i Kur'aniye ve imaniyeyi devam ettirmek, kalbi ferahlandırmak, aramızdaki uhuvvet ve muhabbeti ziyadeleştirerek ihlasla ve tam tevekkül ve teslim içerisinde müsbet hareket ederek, hizmette kusur göstermemek elzemdir. Kanaatımız ve imanımız budur.

 

Hizmet.. durmadan, dinlenmeden, yılmadan hizmet... Kasırgalar, tufanlar saldırsa yine hizmet... Bu vatan ahalisinin Nurlara en az ekmek, hava ve su kadar ihtiyacı var. Sefahet ve ahlâksızlığın cem'iyetimizin bünyesini bir kanser gibi kemirdiğini ve her geçen dakikanın bilhâssa genç nesillerimizi uçurumlara attığını, bütün bir vatan sathına yayılmak istidadını gösteren serserilik ve anarşi tohumlarının hayatiyet ve bekamızı tehdid edecek hale geldiğini, kör olanlar da gördü. Elbette Risale-i Nur'la bu müdhiş yaranın tedavisine çalışılacak.

 

Bu can bu tende durdukça, koynunda bir tarihin yattığı ve bütün bir ecdad kalbinin çarptığı bu vatanın; câmiler, mescidler, türbeler kokan temiz havasını teneffüs ettikçe, ebedler tarafına doğru bu manevî bayrak dalgalanacak, bu iman yanacak, sönmeyecek inşâallah... Nihayet en garazkârlar da anlayacak ki, "Bir hakikat var, hiçbir şeye feda edilmez, ehl-i dalalete başını eğmez, mağlub olmaz."

 

"Evet, bu şehri yüz defa mezaristana boşaltan ölüm hakikatı, elbette hayattan ziyade bir istediği var. Ve onun i'damından kurtulmak çaresi; insanların her mes'elesinin fevkinde en büyük ve en ehemmiyetli ve en lüzumlu bir ihtiyac-ı zarurî ve kat'îsidir."

 

Müsaade ederseniz burada bir an Üstadımıza sesleneceğiz:

 

Üstadımız! Elimizde nur var, siyaset topuzu yok. Asayiş memurlarıdır manen talebelerin... Düsturlarını öylesine benimsedik, nasihatlarını öylesine dinledik ki; kabrinde rahatsız edildiğin demde dilimiz susmadı, elimiz Nur Risalelerini bırakmadı, ayaklarımız menfî ümidlerin hilafına envâr-ı imaniye ve cihad-ı diniye meydanlarında koşuştu, hislerimiz galeyana geldi, hissiyatımız coştu, hicran ve tahassür, azab ve işkenceler içinde âdeta sergerdan gibi dolaştık, intikamımızı Risale-i Nur'un ihtiva ettiği tahkikî iman derslerini okumak ve okutmakla aldık.

 

"Birimiz şarkta, birimiz garbda, birimiz cenubda, birimiz şimalde, birimiz âhirette, birimiz dünyada da olsak biz yine birbirimizle beraberiz" sözün içli bir teselli marşımız oldu.

 

Netice: Üzülecek hiçbir şey yok, zulüm olursa ömrü de az olur. Kader herşeyden üstündür.

 

Hülâsa: Müjde var! Muktazî ise herşey var. Bir manevî sefer var, Risale-i Nur'u okuyarak Üstad'a kavuşuncaya kadar...

 

Müjde var arkadaşlar, müjde var. Said yaşıyor, yaşayacak! İşte misal:

 

"Yakînim var ki, istikbal semavatı, zemin-i Asya

 

Bâhem olur teslim yed-i beyza-yı İslâm'a..."

 

Nur Talebeleri



 

* * *

 

Nur talebeleri imzasıyla bunu o zaman nur talebelerinin o darbeden bir paniğe kapılmaması ve hizmette şevkle muhabbetle devam etmesi için -Allah rahmet etsin- Kemal Ural da Birinci Ağabey de ahirete gitti. Üçümüz bunu fatih’te bir evde yazmıştık ve Elhamdülillah ondan sonra bu mektup elden ele dilden dile dolaştı. Taa sonra hizmet rehberini Zübeyir Ağabey’imiz -Allah rahmet etsin Allah şefaatine nail etsin- İstanbul’a teşrif ettikten sonra Hizmet Rehberi tanzim olundu. Zübeyir Ağabey , Sungur Ağabey gelmeden zaten hizmete dair her şeyi hazır eder, Sungur Ağabey geldiği zaman onun önüne konulur onunla istişare edilir daha sonra tahakkuk sahasına. Zübeyir Ağabey katiyyen başka türlü razı olmazdı. Ve öyle oldu ve bu mektubu da Zübeyir Ağabey ısrarla Hizmet Rehberinin sonuna konulmasına Zübeyir Ağabey’in emri ve isteği ile oldu ve Nur Talebelerinin o karanlık günlüklerde nasıl olması lazım nasıl bir hizmet içinde koşmaları lazım bunu anlatma bakımından şaheser bir hizmet olarak Zübeyir Ağabey onu hizmet rehberinin sonuna koydurmuştu.


Youtube