Risale-i Nur'un demir gibi metin ve sarsılmaz bir şakirdi Milâslı Halil İbrahim Ağabey'i rahmetle yad ediyoruz...
Risale-i Nur’da adı çokça geçen Milaslı Halil İbrahim Çöllüoğlu, 1897 yılında Milas’ta dünyaya gelmiş ve 1 Temmuz 1956’da vefat etmiştir. Milas Asrî Mezarlığa defnedilen Çöllüoğlu Ağabeyin kabri, daha sonraları mezarlıkla beraber şehrin başka bir noktasına nakledilmiştir.
Azîz Üstad, 1935 Eskişehir ve 1943 Denizli hapishanelerinde yanında bulunan bu pek kıymetli talebesi Milâslı Halil İbrahim’den, Risale-i Nur’da sena ile çokça bahsediyor. Meselâ; Emirdağ Lâhikasında “Milâslı Halil İbrahim, hakikaten Risale-i Nur'un demir gibi metin ve sarsılmaz bir şakirdidir. O kasaba onunla iftihar etmeli.” (Em.L.59), “Bu zât, Risale-i Nur'un çok eski ve çok sadık ve çok fedakâr bir şakirdidir.” (Em.L.99) diyor.
Çöllüoğlu Ağabey, Risale-i Nur’u 1929 senelerinde, aslı Bitlis-Adilcevazlı olan, Hz. Üstad’ın memleketlisi ve “Âhiret kardeşim Âdilcevazlı Kürt Bekir Ağa” dediği zat vasıtasıyla tanımış ve 1931 veya 1932 yıllarında Bediüzzaman hazretlerini Barla’da ziyaret etmiştir. Bu tarihler, Hz. Üstad’ın 1935’de Eskişehir Mahkemesine karşı talebeleri için yaptığı müdafaada şöyle geçmektedir:
“Hem ezcümle Milâslı Halil İbrahim; Bu adam altı-yedi sene evvel benim eski memleketli bir talebem vasıtasıyla bana karşı bir dostluk hissetmiş. Sonra bu üç-dört sene evvel kendi işi için Eğirdir'e gelip Barla'da beni gördü.”

Halil İbrahim Çöllüoğlunun Manzum Eskişehir Hatırası (Kendi elyazısı)
***
(Milaslı Halîl İbrahim’in fıkrasıdır)
Efendim!
İsterim ki Yirmiyedinci Mektûb’un tatlı sadâları içerisinde benim de boğuk sesim çıksın, lâkin heyhât o mâden-i esrâr bahrinden dem vurmak haddim değil. Benim arzum ve iştiyakım, o gülistana girebilmek ve o güzel güllerden koklamak, yoksa onun tavsifinde âciz ve kàsırım. Gerçi kalbimde galeyân eden mânâlar çoktur. Lâkin her nedense lisân hissiyatımızın tercümânı olamıyor.
Şu kadar diyebilirim ki, elimde mevcûd risaleler ve fihristede gördüğüme nazaran, Risale-i Nur eczâları bir şecere-i nurâniyedir ki, dalları aktâr-ı arza neşr-i envâr ediyor ve ilâ nihâye edecektir. Karanlıklı bir gecede, semâdaki yıldız ve kamerler, zemin yüzünde nasıl rehberlik ederlerse, Risale-i Nur eczâları da öyledir. Ve zulmette nura ihtiyaç ne ise, Risale-i Nur eczâları da odur.
Bahr-i dalâlet mevceleri arasında, sefîne-i Nuh (A.S.) necât verir, her kim dâhil olsa, tûfân-ı maâsîden halâs bulur. Risale-i Nur eczâları, küre-i arzın mevsim-i erbaa kütübhânesinde bir bahardır ve bahar kadar letâfetlidir ve canbahştır ve ölmüş arza o bahar vâsıtası ile hayat verildiği gibi, Risale-i Nur eczâları da ölmüş arz kulûblere taze hayat verir. Risale-i Nur eczâları bir mürşiddir. İnsanı haksızlıktan hakka döndürür ve hayvanlıktan insaniyete ve esfel-i sâfilînden, a'lâ-i illiyîne yükseltir. Otuzüçüncü Sözün Yirmidördüncü Mektûbu ve emsâlleri, insanın rûhunda inşirah hâsıl ediyor ve kalbinde Sâni'-i Hakîm’in hikmetine karşı pencereler açıyor. Risale-i Nur eczâları, insanın sıkıntılı vaktinde imdâdına yetişir ve tesellî eder, bu ciheti aynen gördüm. Velhâsıl Risale-i Nur eczâları hakkında her ne desem, yine o nura karşı sönüktür. İşte o fihristeler fihristesi böyle olunca, daha ilerisini ehli olan anlar.
اَلْبَاقِى هُوَ الْبَاقِى
Kardeşiniz
Halîl İbrahim (R.H.)