Bediüzzaman Said Nursi ve Atatürk İlişkisi: Tarihsel Bir Analiz

25.09.2025


Bediüzzaman Said Nursi ve Atatürk İlişkisi: Tarihsel Bir Analiz 

Bediüzzaman Said Nursi ile Atatürk arasındaki ilişki hem tarihsel hem sosyolojik açıdan merak uyandırıyor. Peki, bu iki önemli isim ne zaman bir araya geldi? Said Nursi'nin Atatürk hakkındaki düşünceleri nelerdi?

Bediüzzaman Said Nursi ve Atatürk’ün İlişkisi Neden Hala Tartışılıyor?

Büyük İslam âlimi Bediüzzaman Said Nursî ile Atatürk arasındaki ilişki yıllardır akademik çevrelerde ve kamuoyunda tartışılmaya devam ediyor. “Bediüzzaman Atatürk’ü neden sevmez?” sorusu sıkça gündeme gelirken, birçok tarihçi ve akademisyen bu sorunun cevabının duygusal değil, tarihsel bağlamda değerlendirilmesi gerektiğini belirtiyor. Peki, bu iki önemli şahsiyet neden anlaşamamıştır?

“Bediüzzaman ve Atatürk”  her iki şahsiyet de kendi dönemlerinde toplum üzerinde derin etkiler bırakmış, bugünkü Türkiye’nin şekillenmesinde önemli rol oynamıştır. Bediüzzaman Said Nursi ve Atatürk arasındaki ilişkiyi dönemin şartlarını da göz önünde bulundurarak tarihsel ve sosyolojik bağlam içinde anlamak daha sağlıklı bir yaklaşımdır.  

 

Said Nursi'nin Atatürk Hakkındaki Düşünceleri 

Said Nursi'nin Ankara hükümeti tarafından Ankara'ya davet edilmesi ve burada geçirdiği süre zarfında Atatürk ile bazı görüşmeler yaptığı kayıtlara geçmiştir. Said Nursi ve Mustafa Kemal'in görüşmesinden kaynaklı Bediüzzaman Said Nursi'nin , Atatürk hakkındaki düşünceleri merak uyandırıyor. Said Nursi'nin Atatürk hakkındaki düşüncelerini Ankara'da yaşananlar üzerinden okuyabiliriz.

Bediüzzaman mecliste konuşma yapar. Milli mücadelede emeği geçen Mustafa Kemal ve milletvekillerini kutlar. Bununla birlikte Türkiye'nin geleceği için mecliste bir bildiri yayınlar, bazı uyarılarda bulunur.

 

Meclisteki Bildiriden Bir Kesit 

“Sizin bu İstiklâl Harbindeki muzafferiyetinizi ve âli hizmetinizi takdir eden ve sizi can ü dilden seven cumhur-u mü'minindir. Ve bilhassa tabaka-i avamdır ki, sağlam Müslümanlardır. Sizi ciddi sever ve sizi tutar ve size minnettardır ve fedakârlığınızı takdir ederler. Ve intibaha gelmiş en cesim ve müthiş bir kuvveti size takdim ederler. Siz dahi, evâmir-i Kur'âniyeyi imtisalle onlara ittisal ve istinad etmeniz, maslahat-ı İslâm namına zaruridir. Yoksa, İslâmiyet'ten tecerrüt eden, bedbaht, milliyetsiz, Avrupa meftunu frenk mukallitleri avâm-ı Müslimîn’e tercih etmek maslahat-ı İslâm’a münafi olduğundan, âlem-i İslâm nazarını başka tarafa çevirecek ve başkasından istimdat edecek.”

Mustafa Kemal bu uyarılardan rahatsız olur. Çünkü Bediüzzaman Millî Mücadele’nin muvaffakiyetini milletin imanına ve itikadına bağlamaktadır. Ayrıca yeni kurulacak devletin temelinde milletin din ile olan kuvvetli bağlarının bulunduğunu vurgulamaktadır. 

Bediüzzaman Said Nursi, yıllardır İslam medeniyeti altında yaşamış bir toplumun bu kadim bağlarından koparılmaması gerektiğine dikkat çeker. Bu noktada iki şahsiyet arasında görüş ayrılığı oluşur.

 

Fikir Ayrılığı Şahsi Değil İlkesel 

"Bediüzzaman Said Nursi Atatürk'ü neden sevmez?" soruları da bu görüş ayrılığından kaynaklanıyor. Bediüzzaman şahsî olarak kimseyle bir kavgası olmamış, öyle ki kendisine zulmedenlere beddua dahi etmemiştir. Dinî hassasiyetlere saygı gösterilmediğinden tepki veriyor. Şahıslarla değil düşüncelerle muhatap oluyor. 

 

Bediüzzaman Said Nursi ile Atatürk Ne Zaman Görüştü? 

Bediüzzaman ve Atatürk’ün görüşmesi Kurtuluş Savaşı yıllarına  rastlar. Harbin başlangıcında İstanbul’da bulunan Bediüzzaman’ın Kuvâ-yı Milliye'ye verdiği destek ve işgalciler aleyhinde yayınladığı Hutuvat-ı Sitte gibi eserleri Ankara Hükûmeti’nin dikkatini çeker. Mustafa Kemal, halk nezdinde tanınmış bu büyük âlimi Ankara’ya davet eder. 

Bu teklif üzerine Ankara’ya gelen Bediüzzaman Said Nursi, birçok milletvekili tarafından mecliste hoşâmedi töreni ile karşılanır. Ankara’da bulunduğu süre zarfında Milli Mücadele’ye hem fikrî hem de fiilî olarak büyük destek verir. 

Yakın Tarih Bediüzzaman Semineri

 

 

Atatürk, Bediüzzaman Said Nursi’yi Neden Ankara’ya Davet Etti?

Tarihi Gerçekler ve Arka Plan 

1922’de Atatürk’ün Bediüzzaman’ı Ankara’ya çağırmasının sebepleri arasında, yeni kurulacak Türkiye Cumhuriyeti’nin fikri ve manevi temellerinin oluşturulmasında güçlü fikirlere olan ihtiyaç yer alır. Bediüzzaman Said Nursi ilmi derinliğiyle dönemin en önemli alimlerindendir.

Atatürk ve diğer önde gelen isimler, Bediüzzaman'ın yüksek fikirlerinden ve ilmi derinliğinden istifade etmek istemişler, meclisteki görüşmelerde bu beklentilerini dile getirmişlerdir. Bediüzzaman’ın halk nezdinde saygınlığı, ilmî derinliği, dinî otoritesi ve millî mücadelede gösterdiği kahramanlıktan dolayı Atatürk’ün, Bediüzzaman hakkında ‘Sizin gibi kahraman bir hoca bize lazımdır.’ sözünü söylediği bilinmektedir. 

 

Görüşmede Konuşulan Konular : Adalet ve Toplumsal Düzen 

Said Nursi ve Atatürk’ün görüşmesinde Bediüzzaman adalet konusunu önemser. Ülkenin durumunu iyi bilen Bediüzzaman Türkiye Cumhuriyeti’nin inşasında temelde hakiki adaletin olması gerektiği üzerinde durur. 

 “Son Şahitler Bediüzzaman’ı Anlatıyor” isimli eserde ilk dönem milletvekili Hüseyin Aksu şöyle anlatır: 

"Mecliste Mustafa Kemal ile Bediüzzaman uzun uzun görüşüp konuştular. Mustafa Kemal, kendisinden yardım istedi. 'Siz İstanbul’u ahvâl-i dünyayı biliyorsunuz, birlikte şu memleketi kurtaralım. Bizim gayemizin ne olduğu sizce malûmdur Hocam!' demişti. Konuşmada diğer mebus (milletvekili) arkadaşlar da bulunmuşlardı.

Mustafa Kemal muvaffak olmak için kendisinden dua istedi. Bediüzzaman ise, 'Memlekete hizmet edenlerin duasını Allah-ü Teâlâ kabul eder. Vatan için çalışanların say ü mesaisini Allah boşa çıkarmaz. Biz de duamızı yaparız.' demişti…

Bir gün yine Mecliste oturmuş bir sohbet toplantısı yapıyorduk. Orada Mustafa Kemal Paşa ve Bediüzzaman da vardı. Mustafa Kemal:

'Hocam bizim gayemizi biliyor musun? Nedir acaba?'

Bediüzzaman cevaben:

" 'Biliyorum. Bu vatanı kurtarıp, düşmanı bu topraktan atmaktır. Bir binayı yaparken adalet üzerine kurmalıdır. Siz böyle bir adalet ve temel üzerine kurduktan sonra, Allah sizi muvaffak eder.' dedi."  (SON ŞAHİTLER) 

Bediüzzaman Said Nursi, adalet ile birlikte toplumsal düzenin manevi değerlere bağlı bir yönetim anlayışıyla olabileceğini anlatarak milli birlik ve beraberlik ruhunun güçlendirilmesi üzerinde durur.    

 

Milli Birlik ve Beraberlik Ruhu 

Atatürk’ün bu daveti Milli Mücadele Dönemi’nin sadece cephedeki silahlı direnişle değil, aynı zamanda halkın bilinçlendirilmesi, milli birlik ve beraberlik ruhunun güçlendirilmesi ve manevi değerlerin korunmasıyla da sürdürülmesi gerektiğinin önemini gösteriyordu. Bu süreçte özellikle ulemanın yani din adamlarının rolü büyük olmuştur. 

Milli Mücadele öncesinde, sırasında ve sonrasında vatan  için çeşitli yerlerde hem fikri hem de fiili mücadelesiyle öne çıkan  Bediüzzaman Said Nursi’nin Ankara’ya gelmesi dahil o dönemdeki hizmetleri aşağıdaki gibidir. 

Bediüzzaman’ın Milli Mücadele Öncesi Mücadelesi 

1. 1908  Meşrutiyet’in İlanı ve “Hürriyete Hitap” Konuşması

1908’de II. Meşrutiyet ilan edilince Bediüzzaman Said Nursî, Selanik’te halka hitaben bir konuşma yapar. Bu süreçte hürriyet fikri ve meşrutiyet yönetiminin yerleşmesini öne çıkartır.

Devrin hadiselerine kayıtsız kalmayan Said Nursi hürriyetin ve adaletin savunucusu olmuştur.

Bediüzzaman hürriyetin şu beş temel unsurundan söz eder: Kuran hükümleri etrafında kalplerin birleşmesi, millet sevgisi, maarif (eğitim), çalışkanlık ve ahlaksızlıktan uzak durmak. 

“Birinci kapısı Şeriat dairesinde ittihad-ı kulub, 

ikincisi muhabbet-i milliye, 

üçüncüsü maarif, 

dördüncüsü sa’y-i insanî, 

beşincisi terk-i sefahettir…”

Konuşmasında özellikle hürriyetin İslam’a aykırı olmadığını, aksine gerçek anlamda hürriyetin İslamiyetle ve güzel ahlakla dengelenmesi gerektiğini vurgular. Halkı hürriyeti yanlış yorumlamamaları konusunda bilinçlendirir.

Ey ebna-i vatan! Hürriyeti sû-i tefsir etmeyiniz; ta elimizden kaçmasın ve müteaffin olan eski esareti başka kapta bize içirmekle bizi boğmasın. Zira, hürriyet, müraat-ı ahkam ve adab-ı Şeriat ve ahlak-ı hasene ile tahakkuk eder ve neşv ü nema bulur. (Bediüzzaman) 

 

2. 1910 “Hutbe-i Şamiye”yi Şam’da Okuması

Şam’da Emeviye Camii’nde hutbede binlerce kişiye hitap eden Said Nursî, Müslümanların birliğini, (İttihad-ı İslâm), cehaletle mücadeleyi ve ahlaki kalkınmayı vurgulamıştır.

“Bizim düşmanımız cehalet, zaruret, ihtilaftır. Bu üç düşmana karşı sanat, marifet, ittifak silahıyla cihad edeceğiz.” ( Bediüzzaman) 

Bediüzzaman, Şam’da verdiği bu hutbede cehalet, zaruret ve ihtilafın İslam toplumunun üç temel düşmanı olduğunu belirterek bu üç düşmana karşı ancak sanat, marifet ve ittifak ile mücadele edilebileceğini anlatır. Müslümanların birleşerek sömürgeci güçlere karşı durması gerektiği mesajını vererek Millî Mücadele’nin fikrî temelini önceden atmıştır. 

 

Bediüzzaman’ın Milli Mücadele Sırasında Mücadelesi 

4. 1915 Doğu Cephesi’nde Gönüllü Milis Alayı Kurması

Gönüllü  Milis Alay Komutanı Bediüzzaman Said Nursi 

1.Dünya Savaşı sırasında ise Bediüzzaman sadece fikrî bir mücadele vermekle kalmamış, cephede bizzat savaşarak da talebeleri ile vatan savunmasına katkıda bulunmuştur. 

Milis alayı komutanı olarak 3000-4000 kişilik gönüllü milis alayı kurarak Van, Bitlis ve Muş bölgelerini Ermeni ve Rus güçlerine karşı korumaya çalışmıştır. 

Muş’un Rus işgaline uğraması üzerine orada kalan  8 topu Bitlis'e getirmiştir. 

Vatan savunmasında birçok talebesini şehit vermiştir. Said Nursi, Bitlis’te yaralanarak Ruslara esir düşmüştür. Yaklaşık iki yıl boyunca Rusya’da esaret hayatı yaşamış, daha sonra firar ederek İstanbul’a dönmüştür. 

 

5. 1918 “Hutuvât-ı Sitte” Risalesi ile İngiliz İşgaline Karşı Direniş 

Anadolu Direnişine Manevi Destek : Hutuvât-ı Sitte

Bediüzzaman, halkı İngiliz işgaline karşı bilinçlendirmek amacıyla “Hutuvât-ı Sitte” adlı yazısını yazar. 

Mondros Mütarekesi sonrası İstanbul işgal altındayken kaleme aldığı Hutuvât-ı Sitte risalesi, İngilizlerin psikolojik savaş taktiklerini ortaya koymuş ve halkı uyanmaya çağırmıştır. 

Hutuvât-ı Sitte : 

  • Halkı bilinçlendirerek işgale karşı direniş ruhunu canlandırdı.
     
  • Anadolu’daki direniş hareketine manevî destek sağladı.
     
  • Yazı, kısa sürede halk arasında yayıldı ve millî uyanış oldu. 

 

Bediüzzaman’ın Milli Mücadele Sonrasında Mücadelesi 

6. 1922 TBMM’ye Gitmesi ve On Maddelik Bildiri Sunması

Said Nursî, Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni ziyaret etti. Meclisteki manevî zayıflığı fark ederek milletvekillerine İslamî değerlere dönüş çağrısında bulundu.

  • Meclis’e sunduğu bildiride adalet, iman, ahlak ve İslamî hassasiyet vurgulandı.
  • Millî Mücadele’ye destek vermiş birisi olarak ahlakî değerlerden uzaklaşmamak gerektiğini hatırlattı.

Millî Mücadele’ye doğrudan destek vermiş, ama ahlakî ve dinî zemin uyarısını da ihmal etmemiştir. Bediüzzaman Said Nursi daima adalet üzerinde dururdu. 

! ( “Bediüzzaman Said Nursi'nin 1908-1920 Dönemi Faaliyetleri Üzerine Kaynak Temelli Bir İnceleme” adlı blog yazısına yönlendirme, link ) 

 

7. Cumhuriyet Dönemi – İman Hizmetine Yönelmesi

Laikleşme sürecinin hız kazanmasıyla Said Nursî, siyasi mücadeleden çekilerek “iman kurtarma” hizmetine yönelmiş, Risale-i Nur Külliyatı’nı kaleme almıştır.

“Bu zaman imanı kurtarmak zamanıdır” (Risale-i Nur)  

  • Risale-i Nur Külliyatı ile toplumsal değerleri korumaya çalıştı.
  • Halkın dinle bağının kopmaması için yoğun gayret sarf etti.
  • Manevî eğitimi önceleyen bu süreçte, ilmi mücadeleye devam etti.

Bediüzzaman Kur’an tefsiri Risale-i Nur eserlerini telif ederek toplumun manevî direncini artırmış, Cumhuriyet döneminden itibaren halkın dinle bağını koparmamasını sağlamıştır. İslami tebliğde Risale-i Nurlar ile asrımızın anlayış ve ihtiyacına uygun bir metod sunmuştur. 

 

İslami Tebliğde Bediüzzaman Modeli Semineri