Prof. Dr. Mücahit Bilici, Bediüzzaman ve modernliği tecdid, tahkik ve tefsir açısından anlattı.

İİKV, City University of New York ve İbn Haldun Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mücahit Bilici’yi ağırladı.

28.03.2026


İstanbul İlim ve Kültür Vakfı (İİKV), aylık seminer etkinlikleri kapsamında, City University of New York (CUNY) Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mücahit Bilici’yi ağırladı. "Bediüzzaman ve Modernlik: Tecdid, Tahkik, Tefsir" başlığıyla gerçekleştirilen seminerde Bilici, Said Nursi’nin düşünce dünyasını ve eserlerini modern akademik kavramlarla harmanlayarak dinleyicilere sundu.

Mücahit Bilici yaptığı konuşmada Said Nursi'nin hayatındaki önemli dönüm noktaları ve ortaya koyduğu yaklaşımların arkaplan boyutları üzerinde durdu. Eski Said ile Yeni Said arasındaki farklardan, lakaplarındaki değişimlere kadar çeşitli açılardan perspektifler aktardı. Hepsi aynı zaman diliminde neşredilen Eski Said'in üç eseri (Münazarat, Muhakemat, Hutbe-i Şamiye) arasındaki muhatap, metod ve vurgu farklarına dikkat çekti. Said Nursi'nin modern zamanlarda İslamın karşılaştığı meydan okumalara karşı geliştirdiği çözümlerin mahiyeti üzerine değerlendirmeler yapıldı.


Said Nursi'nin modern zamanda otorite açısından statüsünün neden bilindik kategorilerle açıklanamadığı üzerinde duruldu. Bilici, tahkik kavramının aklın kullanımından çok öznenin (insanın) iman sürecine dahil olması olduğunu anlattı. Taklid'den Tahkik'e geçişin insanın ferd olarak ahlaki özerkliğini kazanması anlamına geldiği ve bunun Risale-i Nur'un metinselliği ile ilişkisi vurgulandı.

Bağlantılı olarak, Risale-i Nur bir tefsir midir, değilse nedir gibi sorular soruldu ve hakikat yolculuğunu otorite ilişkisi kurulmayan muhatapların öznelliğine hürmet eden bir yatay davet olarak paylaşıldığı yepyeni bir anlatı biçimi olduğu dile getirildi. Konuşmada ayrıca “acz, fakr, şefkat, tefekkür” kavramlarının birbirleriyle ilişkisi konusunda yeni bir bakış açısı ve bunun Risale-i Nur'un akıl ve kalbi buluşturma çabasıyla ilişkisi üzerinde duruldu Konuşmanın sonlarında Said Nursi'nin mirasının Türkiye’nin geleceğinde oynayacağı önemli uzlaştırıcı roller olduğu vurgulandı: Kürt-Türk ittifakı, Şii-Sünni, Alevi-Sünni gibi potansiyel fay hatlarının giderilmesinde, toplumsal barışın temin edilmesinde oynayabileceği önemli roller olduğu dile getirildi. Ayrıca Risale-i Nur'un ekolojik bir tefsir olduğuydu. Said Nursi'nin kainatı bir kitap olarak görmesinin, kuş-böcek vesair mahlukat ilgisinin ve şefkat prensibinin ne kadar ehemmiyetli olduğunun gelecekte daha çok hissedileceği vurgulandı.

"Münazarat Siyasi ve Sosyolojik Bir Mücevherdir"
Konuşmasına Said Nursi’nin erken dönem eserlerinden biri olan Münazarat ile başlayan Prof. Dr. Bilici, bu eserin "siyasi ve sosyolojik bir mücevher" olduğunu vurguladı. Eserin ilk muhataplarının Kürtler ve "avam" (halk) olduğunu hatırlatan Bilici, Münazarat’ın aslında bir meşrutiyet dersi olduğunu ve Müslüman toplumun moderniteyle ilk sağlıklı temaslarından birini temsil ettiğini ifade etti. Bilici, Said Nursi’nin bu dönemde tam bir "Müslüman aktivist" kimliğiyle; kurumsal tıkanıklıklara, eğitim sistemine ve sömürgeciliğe karşı bir kurtuluş reçetesi sunduğunu belirtti.

İmanın Öznesi Olmak: Vagonluktan Lokomotifliğe
Seminerin en dikkat çekici kısımlarından birini, Prof. Dr. Bilici’nin "tahkiki iman" üzerine yaptığı "vagon ve lokomotif" benzetmesi oluşturdu. Taklidi imanı, bir otobüste şoföre tabi olan yolcuya benzeten Bilici, tahkiki imanın ise kişinin kendi aracının şoförü olması anlamına geldiğini söyledi. "Otomobil" kelimesinin "kendi kendine hareket eden" kökenine atıfta bulunarak, modern bireyin bir trenin vagonu olmaktan çıkıp her bir vagonun kendi lokomotifi haline gelmesi gerektiğini savundu. Bu süreci, Alman filozof Immanuel Kant’ın "Aydınlanma nedir?" sorusuna verdiği "insanın kendi suçuyla düşmüş olduğu bir ergin olmama durumundan kurtulması" cevabıyla ilişkilendiren Bilici, tahkiki imanın modern anlamda bir "moral otonomi" yani ahlaki özerklik ve sorumluluk alma hali olduğunu ifade etti.

Eski Said’den Yeni Said’e: İnsanı ve İmanı Kurtarmak
Said Nursi’nin hayatındaki Eski Said ve Yeni Said ayrımına da değinen Bilici, bu geçişin bir "kaderle yüzleşme" süreci olduğunu belirtti. Eski Said döneminde devletin, toplumun ve kurumların kurtarılmasına odaklanılırken; Yeni Said döneminde, yangında ilk kurtarılacak şeyin "insan ve insanın imanı" olduğunun keşfedildiğini söyledi. Bilici, Risale-i Nur’un klasik tefsirlerden farkının, yazarın bu hakikat yolculuğunu bir "seyyahın müşahedatı" gibi okuyucuyla eşit bir düzlemde paylaşması olduğunu vurguladı.

Kürtçe Düşünüp Türkçe Konuşan Bir Mütefekkir
Bilici, konuşmasında Nursi’nin diline ve doğaya bakışına dair orijinal anekdotlar da paylaştı. Üstad’ın "kertenkele öldüren bir talebesine" verdiği tepkiyi hatırlatarak, Üstad’ın orada Kürtçe düşünüp Türkçe konuştuğunu ("Evini harap etmişsin" - Kürtçedeki deyimsel karşılığıyla "yanlış bir iş yapmışsın") ve bu durumun onun dilindeki özgünlüğü oluşturduğunu söyledi. Ayrıca Sinek Risalesi ve kertenkele örneği üzerinden Said Nursi’nin doğayla barışık, ekolojik bir tefsir anlayışına sahip olduğunu; kainatı okunması gereken semboller ormanı (mana-yı harfi) olarak gördüğünü belirtti.

Evrensel Bir Üstad
Said Nursi’nin sadece bir bölgeye veya etnik kökene hapsedilemeyeceğini ifade eden Said Yüce, İsveç’te karşılaştığı bir akademisyenin "Neden Said Nursi sadece sizin Türklerin üstadı olsun? O; İsveçlilerin, Danimarkalıların, Amerikalıların da üstadıdır" sözlerini hatırlatarak konuşmasını tamamladı. Seminer, dinleyicilerden gelen soruların yanıtlandığı soru-cevap bölümüyle sona erdi.